Geçen gün şehri tepeden izleyen o görkemli kaleye bakarken düşündüm; Anadolu’nun bağrında kaç şehir vardır ki bu kadar çok medeniyeti, bu kadar büyük bir tevazuyla içinde barındırsın? Çoğu zaman "geçiş güzergahı" denilip geçilen, ama içine girildiğinde adeta bir tarih atlasına dönüşen Tokat’tan bahsediyorum.
Tokat’ta yürümek, zaman tünelinde bir yolculuğa çıkmak gibidir. Sulusokak’a girdiğinizde Selçuklu’nun zarafeti karşılar sizi. Yağıbasan Medresesi’nin kubbesi altında, yüzyıllar önce gökyüzünü inceleyen alimlerin heyecanını duyarsınız. Hemen ötede, Osmanlı’nın ticaret kalbi olan Taşhan’da bir çay içtiğinizde, kervan seslerinin yankısı hâlâ duvarlarda asılı gibidir.
Hacı Arif Bey’in dediği gibi; "Tokat bir kültür ve sanat şehridir." Ancak bu şehir sadece taşın, toprağın değil; yaşanmışlığın da şehridir. Mevlana’nın "Tokat'a gitmek gerek, çünkü Tokat'ta insan ve iklim mutedildir" sözü, bugün bile şehrin sokaklarındaki o sakin, telaşsız ve güler yüzlü insan profilini en iyi özetleyen cümledir.
Elbette Tokat denince damaklarda bıraktığı o eşsiz izi anmamak olmaz. Kelkit Çayı’nın bereketiyle sulanan bu topraklar, bize sadece sebze meyve değil, bir gastronomi mirası sunuyor.
Dünyanın en iyi asma yaprağı burada, Erbaa’da yetişir.
O meşhur Tokat Kebabı, sebze ve etin ateşteki en dengeli dansıdır.
Zile Pekmezi bir kahvaltı klasiğinden öte, bir emek hikayesidir.
Ancak son yıllarda bu zenginliğin tanıtımı konusunda sanki biraz fazla mütevazı kalıyoruz. Gastronomi turizminin dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde, Tokat’ın bu "mutfak hazinesi" daha gür bir sesle duyurulmayı hak ediyor.
Tokat, modernleşirken o kadim ruhunu kaybetmemeli. Yeşilırmak’ın kenarında yapılan düzenlemeler şehre nefes aldırıyor, evet; ancak asıl mesele o eski konakların pencerelerinden sızan o "eski Tokat" ruhunu koruyabilmekte. Turizmin sadece kaleyi veya Ballıca Mağarası’nı görmek olmadığını, bir yaşam biçimini pazarlamak olduğunu anlamamız gerekiyor.
Sonuç olarak; Tokat, keşfedilmeyi bekleyen bir mücevher kutusu gibi. Bizler bu kutunun içinde yaşayanlar olarak, bu zenginliğin hem bekçisi hem de müjdecisiyiz. Bu şehirde her köşe başı bir hikaye anlatır; yeter ki biz dinlemesini bilelim.
Bugün bir durun, etrafınıza bakın. O tanıdık sokakların, o kadim yapıların size fısıldayacağı çok şey var.