Geçen hafta bu köşede "Yetişemediğimiz Kendimiz" diyerek bir iç muhasebe yapmıştık. Bugün ise yetişmekten öte, her şeye "atlama" hastalığımızı konuşalım. Hani her konuda bir fikri olan, her meselede uzman kesilen, bilmediği konularda bile en yüksek perdeden ahkam kesen o yeni nesil "alimlik" halimizi…
İnternet dünyası bize bir illüzyon sundu: İki satır yazı okuyunca kendini o işin profesörü sanma gafleti. Artık kütüphanelerin tozunu yutmaya, bir meseleye ömrünü vermeye, o işin çilesini çekmeye gerek kalmadı (!) Bir arama motoruna yazılan iki kelime, insanı anında ekonomist, hukukçu, doktor ya da din alimi yapabiliyor. İşte biz buna "Klavye Alimliği" diyoruz.
Ancak bu sahte alimliğin bedeli çok ağır oldu: Gönül cahilliği.
Eskiden Tokat’ın o vakur meclislerinde, bir konu açıldığında önce o işin ehli kimse ona bakılırdı. Büyükler konuşurken küçükler dinler, bilmeyen "haddimi aşmayayım" diyerek sükût ederdi. Bilgi, sadece bir veri değil, aynı zamanda bir edep meselesiydi. Şimdi ise edep, yerini "hız" ve "haklı çıkma" hırsına bıraktı.
Hiçbir donanıma sahip olmadan, o işin hakikatine vakıf olmadan her konuya bir fikir üretmek, aslında toplumsal bir kirliliktir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, sadece gürültü yapmıyor; aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayıran o ince çizgiyi de yok ediyorlar. Liyakat ve yılların birikimi, klavye başındaki o hırçın özgüvenin altında eziliyor.
Peki, neden her şeye atlıyoruz? Neden "bu konuda yeterli bilgim yok" demekten korkuyoruz? Çünkü modern dünya bizi "her şeyi bilmezsen yok olursun" yalanına inandırdı. Oysa insan, ancak sınırlarını bildiği kadar büyüktür. Derinliği olmayan bir suda dev dalgalar yaratmaya çalışmak, sadece suyu bulandırmaya yarar.
Kıymetli dostlar;
Gönül cahilliği, bilmediğini bilmemektir. En tehlikeli cahillik ise, her şeyi bildiğini sanmaktır. Gelin, bu hafta bir karar alalım; sırf konuşmuş olmak için konuşmayalım. Ehliyetimiz olmayan yollarda direksiyon sallamaya çalışıp trafiği de, hayatı da birbirine katmayalım.
Unutmayın; yarım hoca dinden, yarım doktor candan, yarım bilen de bizi birbirimizden eder. Bilgiyle donanıp, edeple susmayı bildiğimiz günlere…