SDG ve YPG'nin Fırat'ın batısına geçme çabaları, Suriye'de terör gruplarına yapılan operasyonların 'Kürtler katlediliyor' propagandasına dönüştürülmesi ve dün akşam da Nusaybin sınırında bayrağımıza yapılan edepsiz saldırı...
Bütün bunlar ne anlama geliyor?
2009 yılında başlayan ve o dönem başbakan olan sayın cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2013 yılında “Çözüm için baldıran zehri içmek gerekirse biz o baldıran zehrini de içeriz; yeter ki bu ülkeye huzur gelsin, refah gelsin.” diyerek açıkladığı birinci 'Çözüm Sürecini' hepimiz hatırlıyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın milliyetçileri karşısına almak ve hatta oy kaybetmek pahasına başlattığı, Sayın Dr. Devlet Bahçeli'nin ise 'ihanet süreci' olarak adlandırdığı açılım süreci büyük bir kardeşlik romantizmiyle başlamış, PKK'nın Ali Cengiz oyunları sonrası ise sekteye uğramış ve tıkanmıştı.
Türk Devleti Kürt vatandaşlarına, 'biz etle tırnak gibi ayrılmaz bir parçayız' mesajı verirken, TRT ŞEŞ'le, Kürtçe eğitim veren dershanelere izin vermesiyle, sürgün hayatı yaşayan Kürt sanatçıları vatanlarına getirmesiyle ve silah bırakan tröristlere sağladığı imkanlarla bu süreçteki samimiyetini ispat etmiş ve hatta fazlasıyla özgürlükler alanını genişletmişti.
Buna rağmen PKK ve o günün HDP yöneticileri örgütün silah bırakmak istememesi, bazı Batılı güçlerin ışığında gölge karakter oldukları halde kendilerini lider zanneden bölgesel kuklalar ve konfor alanından çıkmak istemeyen Kürt Halkının sömürücüleri bu ilk çözüm sürecine ihanet etmişlerdi.
HDP'li belediyelerin iş makinalarıyla tüneller kazmışlar, makam araçlarıyla PKK'ya mühimmatlar taşımışlar ve devletin açtığı huzur ve kardeşlik kucağına edebildikleri kadar ihanet etmişlerdi.
Devlet tüm bu ihanete sessiz kalmadı ve o ihanet sarmalındaki belediyelere önce kayyım atadı sonra da Diyarbakır Sur'da kazılan ihanet hendeklerine ihanetleriyle birlikte hainleri de gömdü.
Ve maalesef emperyalist ve bölücü güçler Türkiye'nin kardeşliğinin başka bir bahara kalmasına ve sürecin başarısız olmasına sebep oldu.
Ancak o süreç tamamlanamamış olsa bile o sürecin çok önemli bir sonucu oldu. O süreç sonrası PKK kendisine uzatılan eli redderek Kürt gençleri üzerindeki inandırıcılığını kaybetti ve egemen güçlerin oyuncağı olduğunu gösterdi. İlk açılım sürecinden sonra Doğu'da dağa çıkan genç sayısı azaldı ve PKK ciddi bir insan kaynağı kaybetti.
Bugüne geldiğimizde ise Devlet Bey'in açıklamalarıyla haberdar olduğumuz ve Öcalan'ın açıklamalarıyla detaylarını öğrendiğimiz yeni bir süreç işliyor.
Bölücübaşı Öcalan'ın özet olarak, "Kürt Devleti hayali gerçekleştirilebilir bir hayal değildir. Kürtlerin devleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir." şeklinde yaptığı açıklamalar sonra 'Terörsüz Türkiye' süreci ete kemiğe bürünmeye başlamış ve içeride birlik ve kardeşlik için yeni bir umut ışığı yanmıştı.
Ancak ilk açılım sürecinde HDP ve PKK'nın yaptığı gibi bugün de DEM Parti ve PKK ipe sapa gelmez talepler ve Türkiye'de yaşanan süreci Suriye toprakları üzerindeki pazarlık masasına malzeme yapıyorlar ve örgüte silah bıraktırmamak için her türlü taklayı atıyorlar. Hatta bu süreci baltalamak için akla hayale gelmedik provokasyonlar yaparak devleti ve milleti tahrik edip hükümet üzerinde toplumsal baskı oluşturarak kardeşlik sürecini bozanın hükümet tarafı olmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Dün akşam saatlerinde Nusaybin sınırında yaşanan bayrak indirme provokasyonu da tam olarak bu sebeple yapılmış bir eylemdir.
Bayrak inecek, hükümet sıkışacak, toplumda tepkiler yükselip süreç aleyhine gösteriler yapılacak. Bu provakatif eylemlerin kendisinden çok ortaya çıkardığı sonuçlar önemlidir. İyi okumak lazım.
Ancak, DEM'lilerin ve PKK'nın hatırlaması gereken şey şudur;
Devlet sana elini uzatır, sana bulunduğun çukurdan çıkmak için fırsat verir ve imkan sağlar. Sen bu fırsatı tepersen zamanı gelince bölücü odaklarla öz vatandaşları arasına sınır koymayı da bilir.
DEM Parti ve PKK için iki seçenek var. Ya devletin bölünmez bütünlüğü içinde bu sürece hizmet edip tarihe geçecekler, ya da emperyalist ve bölücü kucaklarda dans etmeye devam edecekler.
Eğer PKK ve DEM bu bölücü tiyatroyu oynamaya ve emperyalizmin sahnesinde oyuncak olmaya devam ederse yeni bir Sur süreci ile karşı karşıya kalmaları an meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni test etmek çok tehlikeli bir oyundur ve oyunları oyuncaklar değil, oyuncakları oynatanlar kazanır.
Engin Altunoğlu
