İRAN DİZ ÇÖKER Mİ? SIRA TÜRKİYE'DE Mİ?

İran, 90 milyonluk nüfusu, binlerce yıllık devlet geleneği ile tartışmasız bölgenin en büyük devletlerinden biri. Yeraltı kaynakları bakımından elinde bulundurduğu zenginlik ve Basra Körfezi'ndeki hakimiyeti ile dünyada önemli bir stratejik konuma sahip olan İran bu özellikleri nedeniyle geçmişten bu güne her zaman emperyalist güçlerin hedefi oldu.

Özellikle ABD ve bölgedeki çıkar çatışması nedeniyle İsrail, İran'ı her zaman hedef olarak gördüler ve İran'ın istikrarsızlığı için ellerinden geleni yaptılar.

İran ise bu baskıdan kurtulmanın çaresini ŞANGAY BEŞLİSİ'ne sığınmakta buldu. Çin ve Rusya'nın öncülüğünde NATO'ya karşı kurulmuş olan bu yapının en büyük üçüncü gücü konumunda olan İran bugün ABD ve İsrail tarafından saldırıya uğramış durumda. İran bu saldırıda ortakları tarafından yalnız bırakılmış ve kaderine terk edilmiş gibi görünüyor.  Aslında ABD NATO üyesi olmayan İsrail'le bir çeşit çıkar ortaklığı yaparak NATO karşıtı bir yapının en büyük üç ortağından birine diz çöktürüp NATO'nun yolunu açıyor.

Türkiye ise yaşanan bu duruma çok dikkatli ve mesafeli yaklaşıyor.  Ancak bu mesafe ve dikkat savaşın uzaması durumunda yerini başka şeylere bırakabilir.

İran, nüfusunun yarısına yakını Türk ve tamamına yakını müslüman bir ülke. İran'da yaşanacak sosyolojik veya ekonomik her türlü kriz doğrudan Türkiye'yi etkiler. İran meselesi uzun vadede kayıtsız kalabileceğimiz bir mesele değil.

Ayrıca İran, Venezuela gibi sadece liderini yok ederek ele geçirebileceğiniz veya diz çöktürebileceğiniz bir devlet de değil.  

Bu savaş 12 Gün Savaşları gibi kısa sürede bitecek bir savaş olmayacak. İran bu savaşı Ortadoğu'da ABD'nin uydusu haline gelmiş olan tüm ülkelere yayarak ABD ve İsrail'i uluslararası alanda baskı altına alacak, buradan sosyoekonomik bir zafer elde etmeye çalışacak ve savaş uzadıkça uluslararası kamuoyunda İran'ın mağduriyeti de pekişmiş olacak.

Savaşın ilk günlerinde medya gücü ile ABD ve İsrail çok üstün görünse bile bu gerçek hiç de öyle değil. İran Hürmüz Boğazını kapatarak en büyük kartlarından birini oynadı. Artan petrol fiyatları, dövizi, altını ve borsaları etkileyecek. Unutmayalım ki, ekonomik krizler fakirleri değil zenginleri öldürür.

Türkiye ise kendisini ne kadar bu işin dışında tutabilirse o kadar güçlenecek. Türkiye'nin etrafı savaş yorgunu ve hantallaşmış büyük devletler mezarlığına dönüştü.  Şu anda oluşan toz bulutu ve kaosun ardından bu bölgenin tek ve en büyük modern devleti olan Türkiye'ye merhaba deme ihtimalimiz çok yüksek.

Ancak bu süreçte Türkiye'yi bekleyen tuzaklar da var. İran tarafından ateşlenen kör bir füzenin topraklarımıza düşmesi ve hatta can kaybına yol açma ihtimali korkunç sonuçlara yol açabilir. Türkiye'yi savaşın içine çekmek isteyen güçler her zaman böyle bir zeminin hazırlığı içinde olabilirler.  

Emperyalist güçler kendileri dışında hiçbir ülkenin güçlenmesini istemezler. O sebeple bu güçler Türkiye gibi kendilerine rakip olabilecek ülkelerin başlarının beladan çıkmaması için ellerinden geleni yaparlar. 

Bu süreçte de Türkiye tahrik edilecek, tehdit edilecek, belki topraklarımıza füzeler düşürecekler ve bizi köşeye sıkıştırıp savaşa dahil etmeye çalışacaklar. Evet, komşularımızın üniter yapısı ve istikrarı bizim için önemli. Ancak bu noktada en önemli şey Türkiye'nin âli menfaatleridir.

NATO'culuk da, İrancılık da bu süreçte milli menfaatlerimize hizmet etmez. Devlet duygularıyla değil, akıl ve matematikle hareket eder.

Milletler ise olaylara daha duygusal yaklaşır. Türkiye'yi bu savaşın içine çekmek isteyenler ise milletimizin duyguları üzerinden planlar yapacaklar. Özellikle İncirlik ve Kürecik üsleri üzerinden Türkiye hem hedef gösterilecek hem de korunuyormuş gibi yapılacak. Belki bu üslerin kapatılması konusu üzerinden sokaklar hareketlendirilmek istenecek.

İşte bu noktada milletimizin feraseti ve irfanıyla bu tuzağa düşmeyeceğimizi düşünüyorum. İç politikamızla dış politikamızı ayırmamız gereken gün tam da bugün...


Engin Altunoğlu

YORUM EKLE