2026 DÜNYA KUPASI BÜYÜK OYUN BAŞLIYOR.

I. SAHNEDEKİ SES

Sabahın dördü.

Şehir uyuyor. Ya da öyle zannediyoruz.

Minare sessiz değil. Ezan okunuyor. Ses geceyi yırtıyor, taşları aşıyor, pencerelere vuruyor. "Hayye ale's-salah... Hayye ale'l-felah..." Kurtuluşa gel, diye çağırıyor.

Ama bir katta ışık yanıyor.

Ekran açık. Eller havada. Bağırtı var. Gol. Tribünler çılgına dönmüş. Ve bu odadaki adam, sabah namazına bir türlü kalkamayan adam, gözlerini kırpmadan ekrana kilitlemiş. Yorgunluk yok. Uyku yok. Sadece top var.

2026 Dünya Kupası başladı. Ekranlar yandı. Sahne kuruldu.

Biz buna "spor sevgisi" diyoruz.

Ama biz, gerçekte, neyi seviyoruz?

• • •

II. EKMEK VE SİRK

Milattan önce. Roma.

Colosseum 50.000 kişi alıyor. Gladyatörler ölüyor, kalabalık coşuyor, imparator seyrediyor. Halk aç. Vergi ağır. Baskı var. Ama herkes arenada. Kimse sormaz. Kimse sorgulamaz.

Romalı şair Juvenalis bunu iki kelimeyle yazdı: Panem et circenses. Ekmek ve sirk. Halkı yönetmenin iki anahtarı. Ekmek karnı doyurur. Sirk zihni meşgul eder. İkisi birlikte olunca, kimse düşünmez. Kimse ayağa kalkmaz.

Aradan iki bin yıl geçti. Colosseum yıkıldı. Ama formül yıkılmadı.

Hesaba bakalım:

1978 — Arjantin — Videla askeri cuntası iktidarda. Binlerce kişi zorla kaybedildi. İşkence merkezleri çalışıyor. Stadyumların birkaç yüz metre ötesinde insanlar çığlık atıyor. Dünya Kupası başlıyor. Arjantin kazanıyor. Cunta balkonda el sallıyor. Dünya alkışlıyor.

2004 — Atina — Yunanistan Olimpiyatlar için 11 milyar dolar borçlandı. Dünya geldi, izledi, gitti. Altı yıl sonra Yunanistan iflas etti. Olimpiyat tesisleri bugün çürüyor. Borç kaldı. Halk ödedi.

2014 — Brezilya — 15 milyar dolar harcandı. Favela sakinleri stadyum için zorla evlerinden çıkarıldı. Sokaklarda bağırdılar: "Okul ve hastane istiyoruz, stadyum değil." FIFA geldi, kazandı, gitti. Stadyumlar bugün boş.

2022 — Katar — 220 milyar dolar. Ve 6.500'den fazla göçmen işçi ölümü. Kameralar stadyumları gösterdi. Ölümleri göstermedi.

Ve şimdi 2026.

Dünya ekonomik kriz içinde. Enflasyon haneleri eziyor. Geçim derdi her kıtada derinleşiyor. Ama büyük oyun başlıyor.

Juvenalis'in cevabı iki bin yıl öncesinden geliyor:

Zamanlaması tesadüf mü acaba..?

• • •

III. MİLLİ TAKIM TUZAĞI

"Biz kazandık!"

Kim kazandı?

Sahada koşan biz değiliz. Kupa kaldıran elimizde değil. Milyonluk sözleşmeyi imzalayan biz değiliz. Tribünden bağıran, ekran başında saatlerce oturan, forma parasını ödeyen biziz. Ama ödül bize gelmedi. Sadece his geldi.

Ve bu his, öyle güçlü bir his ki, gerçeğin önüne geçiyor.

"Biz" demek istiyor insan. Bir topluluğa ait olmak istiyor. Bu fıtratın sesi. Bu sesin yanlış bir yanı yok.

Yanlışlık şurada başlıyor: O "biz" duygusu, bilinçle inşa edilmiş bir sisteme akıtılıyor. Forma rengi belirleniyor. Saha çiziliyor. Ve milyonlarca insan, birbirini tanımadan, aynı rengi giyerek kardeş oluyor. Bu sahne gerçek. Duygu gerçek.

Ama o duygunun nereye aktığına bakalım.

Mahalledeki komşuya akmıyor. Depremzedelere akmıyor. İlim yoluna, dava yoluna, ümmetin birliğine akmıyor. Başka bir kıtada oturan kulüp sahibinin kasasına akıyor. Ve biz, buna "milli duygu" diyerek seviniyoruz.

• • •

Şimdi kulüplere gelelim.

Bu topraklarda iki insan aynı mahallede, aynı sokakta, aynı işyerinde yıllarca yan yana yaşar. Aynı dili konuşur, aynı ekmeği yer, aynı Allah'a secde eder. Sonra bir gece maç olur. Ve o gece, o iki insan birbirinin düşmanına dönüşür.

Neden? Forma farklı renk.

Galatasaray mı Fenerbahçe mi tartışması, bu topraklarda kan davası kadar derine işledi. Babalar oğullarıyla küstü. Kardeşler yıllarca konuşmadı. Aynı camide namaz kılan iki adam, maç sonrası birbirine bakmadı.

Peki kim kazanıyor bu düşmanlıktan? Hangi küresel sponsor, hangi bahis şirketi, hangi yayın platformu bu rekabeti besliyor ve büyütüyor?

Taraftar değil. Sistem kazanıyor.

Çünkü kutuplaşmış kalabalık, öfkesini birbirine harcar. Asıl sorulması gereken soruları sormaz. Asıl görülmesi gereken tabloyu görmez.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا

"Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık; tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık."

(Hucurat 49:13)

Ama biz, tanışmak için yaratıldık. Forma rengi yüzünden düşmanlaşmak için değil. Aynı coğrafyanın, aynı kaderin, aynı kıblenin insanlarıyız.

وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ

"Birbirinizle çekişmeyin, sonra gevşersiniz ve gücünüz gider."

(Enfal 8:46)

Ümmetin gücü dağıldı. Enerji aktı. Nereye? Bir topa. Ve sistem güldü.

• • •

IV. BÜYÜK SOYGUN

Rakamları kısaca görelim.

FIFA 2022'de 7,5 milyar dolar gelir elde etti. Küresel futbol bahis pazarı yılda 700 milyar doları aştı. Forma üzerindeki arma, kumaşın yirmi katı fiyata satılıyor. Maç boyunca saha kenarı LED panoları her 8-10 saniyede bir marka değiştiriyor. Devre arası 15 dakika: onlarca reklam. Stadın adı zaten bir bankanın adı.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا

"Sana içki ve kumarı sorarlar. De ki: İkisinde de büyük günah ve insanlar için bazı faydalar vardır; ancak günahları faydalarından büyüktür."

(Bakara 2:219)

Evet, bir coşku var. Bir birliktelik var. Bunu inkâr etmiyoruz. Ama bu coşkunun bedelini de görmemiz gerekiyor.

Biz bu makinenin yakıtıyız. Ve yakıt olduğumuzu coşkuyla kutluyoruz.

• • •

V. DÜNYA KUPASI OYNANIRKEN

Büyük oyun başladığında, dünyanın gözleri bir noktaya odaklanır. Milyarlarca insan ekrana yapışır. Sosyal medya maç konuşur. Gazeteler maç yazar.

Ve tam o an, başka yerlerde başka şeyler olur.

Tarih bunu defalarca gösterdi:

1994, Ruanda — Dünya Kupası Haziran-Temmuz aylarında oynandı. Tam aynı tarihlerde Ruanda'da 100 günde 800.000 sivil katledildi. Dünya izledi. Ama neyi izlediğini seçti.

2014, Gazze — Almanya-Arjantin finali, tam olarak İsrail'in Gazze'ye kara harekâtı başlattığı gün oynandı. Ve o günlerde Gazze sahilinde bir kafede maçı izlemek için toplanan Filistinliler, bomba altında kaldı. Futbol izlerken hayatlarını kaybettiler.

2022, Ukrayna — FIFA Başkanı Infantino, Dünya Kupası süresince ateşkes talep etti. Top için ateşkes istediler. İnsanlar için değil.

Ve şimdi 2026.

Büyük oyun başlarken dünyada neler oluyor?

Gazze — İki yılı aşkın süredir devam eden savaşta 72.000'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Bunların yüzde sekseninden fazlası sivil. Gazze'nin çocuk amputelerin sayısı kişi başına dünyada birinci sıraya taşındı. Biz maç izlerken, orada bir anne çocuğunu kaybediyor.

Arakan — Myanmar'da Rohingya Müslümanları on yıllardır sistematik zulüm altında. BM "ders kitabı örneği etnik temizlik" dedi. Dünya duydu. Unuttu. Top yuvarlandı.

Doğu Türkistan — Milyonlarca Uygur Türkü kamplarda. Dilleri, dinleri, kimlikleri yok edilmeye çalışılıyor. Dünya biliyor. Ama büyük oyun varken gündem değişiyor.

Bakışlar başka yöne çevrildiğinde, zulüm fırsatını buluyor.

Bu bağlantıyı kurmak, futbolu suçlamak için değil. Bir şeyin farkına varmak için. Dikkatimiz ne kadar değerli. Ve bu dikkatin nereye aktığı, dünyanın kaderine nasıl dokunuyor.

Biz sadece izleyici değiliz. Biz şahitiz. Ve şahitliğin bir sorumluluğu var.

• • •

VI. 10 DAKİKA VE 2 SAAT

Biz bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.

10 dakika namaza ayıramayanlar, 2 saat futbol nasıl izler?

"Vaktim yok" cümlesi bir yalan değil. Sadece eksik bir cümle. Doğrusu şu: "Buna vaktim yok." Çünkü vaktimiz var. Hepimizin günde 24 saati var. Soru şu: Kime, neye veriyoruz?

Tercihler, tapınmanın haritasını çizer.

Neye zaman veriyorsak, neye para veriyorsak, neye enerji veriyorsak — gerçek ilahımız o.

أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَٰهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِ غِشَاوَةً

"Hevesini ilah edinen, Allah'ın bile bile saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü?"

(Casiye 45:23)

Bu sert bir ayet. Ama sertliği, yanlışlığından değil, doğruluğundan geliyor.

لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَ أَبْلَاهُ

"Kul kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından sorgulanmadan yerinden kıpırdayamaz."

(Tirmizi, Kıyame 1)

Kıyamette üç soru sorulacak: ömür, mal, beden. Bu üçü de futbol geceleriyle dolu bir hayatta hesap verecek. Bu bir tehdit değil. Bu bir hatırlatma.

• • •

VII. ÇOCUKLAR NE ÖĞRENİYOR?

Bir baba düşünelim. Çocuğuna her yıl yeni sezon forması alıyor. Odası poster dolu: forvetler, kaleciler, dünya yıldızları. Çocuk onları ezbere biliyor. Kim hangi takımda, kaç gol attı, kaç milyon Euro kazanıyor.

Peki o çocuk on sahabi sayabiliyor mu?

Hangi alimin hangi eseri yazdığını, hangi mühendisin hangi icadı dünyayı değiştirdiğini, hangi doktorun hangi hastalığa çare bulduğunu biliyor mu?

Hayır. Çünkü biz ona başka bir müfredat verdik.

Biz tribünde bağırarak, ekran başında coşarak, forma giydirerek bir şey öğrettik onlara: Büyük adam sahada koşandır. Kahraman topa vurandır.

Çocuklarımızın önüne koyduğumuz rol model kim olursa, onlar oraya yürüyor. Bu fıtratın gereği. Yönlendirme bizden.

Neslin yönünü kim belirliyor? Biz mi, yoksa FIFA pazarlama departmanı mı?

Bu soru acı. Ama sormamak daha acı.

• • •

VIII. BİR DAVET

Bu satırları bir suçlama olarak yazmadık.

Biz de izledik. Biz de coştuk. Biz de forma giydik. Bu yazıyı yazarken bile içimizde o his var topun ağa girmesi, tribünün yükselmesi, ortak sevinç.

Bu hisleri küçümsemiyoruz. Bu hisler gerçek.

Ama şunu sormak istiyoruz: Bu enerji, bu coşku, bu aidiyet duygusu daha büyük bir şeye akabilir mi?

Aynı enerjiyle ilim yoluna koşulabilir mi? Aynı coşkuyla bir gece teheccüde kalkılabilir mi? Aynı aidiyet duygusuyla mazlumun yanında durulabilir mi?

Fıtrat bu kapasiteyle donatılmış. Soru, nereye yönelttiğimiz.

Büyük oyun başlıyor. Ekranlar yanıyor. Sahne kuruldu.

Ama minare de susmadı.

"Hayye ale'l-felah..."

Kurtuluşa gel.

Bu bir emir değil. Bu bir davet. Sıcak, açık, geniş bir davet.

Kapı açık. Her zaman açık olmuş.

"Hayye ale'l-felah..."

• • •

— Ferhanca

YORUM EKLE