GÖLGESİNE YENİLENLER

​GÖLGESİNE YENİLENLER

​"İnsanın gölgesi boyundan uzun görünüyorsa, güneş batmaya yakındır."

​Gölge kibridir.

Işık kendidir.

​İnsanlık tarihi boyunca yıkılanların çoğu, düşmanlarından önce kendi kibirlerine yenildi. Çünkü nefs, insanı önce tahta oturtur, sonra onu kendi putuna dönüştürür. Egosunu kral yaptırır; ancak o ego, gün gelir kendi tahtının en büyük düşmanı olur.

​İşte her çağın görünmeyen ahmaklığı budur.

​Sömürü düzenleri bu zaafı çok iyi bildiği için, her çağa uygun farklı kavramlarla bu çarkı hep döndürür. İnsanda da, toplumsal işleyişlerde de durum hiç değişmez.

​Faşizm dediğimiz kavram gücünü insanın hırsından, nefretinden ve kibrinden alır.

Kapitalizm dediğimiz kavram gücünü insanın kıskançlığından, rekabet arzusundan, üstün ve güçlü olma dürtüsünden alır.

​Kavramları var eden de insandır; insanı zaafları ile yöneten kapitalist de, insanı hırsları ile yöneten faşistler de insandır.

​Kişisel alanda da bu işleyiş aynen devam eder. Bir insan, diğer bir insanın zaaflarını kullanarak onun üzerinde üstünlük sağlar. Bir insan, diğer bir insanın korkularına oynayarak onun üzerinde faşizan bir hüküm kurar.

​Eğer bir insan gölgesini ışığına tercih ederse, kendi kendisini çürüten bir virüse dönüşür. Hele bir de eline bir makam, güç veya otorite geçtiğinde, bu virüsü herkese yayan bir odak haline gelir; değdiği her yeri kirletir.

​O nedenle bir sistemde, bir ailede ya da bir kültürde kötülük; öğrenilen ve öğretilen bir olguya dönüştüğünde, önce ahlâk çökertilir, sonra emek gasp edilir. Bu şekilde kişinin insanlığı yok edildiğinde; elverişli bir kul, köle bir vatandaş, itaatkar bir evlat, biat eden bir eş oluşturulur ve zincirleme bir iradesizlik var edilir.

​Bir insanın "ben" dediği yerde hakikat susmaya; "benim" dediği yerde adalet kirlenmeye başlar.

​Bugün çevrenize dikkatlice bakın; kimi şirketiyle, kimi makamıyla, kimi diplomasıyla, kimi okuyucusuyla, kimi de etrafındaki kalabalıklarla büyüdüğünü sanıyor. Oysa kendini yüksekte, ayrıcalıklı ve başarmış zannedenlerin çoğunun aşağıya bakarken unuttuğu bir şey var: Evren hepsine çok daha yukarıdan bakıyor.

​Bilge kişi, yukarıda durup üstten bakan değil; yukarıdayken aşağıya bakmayı, geldiği yeri unutmayan kişidir.

​Çünkü insanın gerçek makamı yükselip oturduğu koltuk değil, yukarıya doğru çıktığında neye dönüştüğüdür. Birçok insanı yıkan şey düşmesi değil, kendisini hiç düşmeyecek sanmasıdır.

​Kibrin başladığı yerden ışık çekilmeye başlar. Kişinin ışığı küçüldükçe gölgesi büyür. Gölgesine yenilen insandan önce hakikat çekilir; sonra bereket gider ve çöküş, sessizce, yavaş yavaş yaklaşır.

​İnsanın yükseliş ve yıkılış hikayeleri tarih boyunca hiç değişmedi.

Işık ve gölgenin savaşı, insanın içindeki iyilik ve kötülüğün kavgasıydı; bilmedi.

Kibir, kendine körlüktü; bilmedi.

Kendini bilmedikçe de acı çekti.

Acısına kimlik ararken ömrünü tüketti.

Nihayetinde insan, ne ettiyse yine kendi insanlığına etti.

YORUM EKLE