Türk toplumu “Fon Vurgunu.” adıyla, şiddeti ve yansımaları deprem etkisinde büyük bir krizle sarsıldı.
Hiç şüphesiz, “Fon Vurgunu.” tarihe mali, örgütsel ve psikolojik boyutları derin olan, ciddi ve büyük bir krizdir.
Evet, okumasını bilirsek her kriz gibi, “Fon Vurgunu.” da bir kitaptır.
Okumasını bilmez, ya da yanlış okursak, yeni ve daha büyük krizler bu milletin kaderi olmaya devam eder.
“Fon Vurgunu” krizini şahsen şöyle okumak lâzımdır.
Burada, temel iki yaklaşım yanlışlığı sorunun çözümünde önemli bir tehdittir.
1. İktidar açısından, krizi küçük ve lokal göstermeye çalışma ve bedel ödemekten kaçınma tavrı.
1. Muhalefet açısından, krizi bir fırsat olarak alarak iktidarı hırpalama ve itibar devşirmeye çalışma tavrı.
Esasen, her iki yaklaşımda mili, insani ve ahlaki ilkeler bakımından son derece sakıncalıdır çünkü, realist ve hakkaniyetli değildir.
Siyasilerin istikbâl endişesiyle sorunlara yaklaşımı toplumun en büyük talihsizliğidir.
Toplum çıkarları, siyasi çıkarların önüne konmadığı sürece, krizler ülke gündeminden düşmez.
Türkiye’nin en temel sorunu da budur.
Sorunu istatistiksel verilerle veya ahlak kavramlarını kullanarak lâf cambazlığına getirmek kimseye bir yarar sağlamaz.
Statik tahlil (analiz) yöntemini kullaarak krizi manipüle etmenin kimseye ve ülkeye bir yararı olmaz.
Sorunu samimiyetle, objektif bir yaklaşım ve dinamik tahlil yöntemiyle okursak, kriz hem sağlıklı bir çözüme kavuşur hem de gelecek için dersler çıkarmış oluruz.
Krizin çözümünde, illiyet bağları son derece önemlidir.
Batının, popüler kültürü ve siyâsî literatüründe Watergate Skandalı ile özdeşleşen bir sözleri vardır: “Olayları çözmek isterseniz paranın izini takip edin.” derler.
Bizim de, anonim bir atasözümüz vardır: “Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz."
İstenir ve sorun çözmenin objektif kurallarına uyulursa en güzel şekilde kriz çözüme kavuşur.
Bunun için sadece samimi olmak yeter.
Vakıa, bu büyük vurgunun meydana gelmesinde yönetim erkinin, tedbirsizlik ve takipsizlik kusuru aşikar.
Devlet yönetimi, 7/24 uyanıktır ve gaflete düşmek gibi bir lüksü de olamaz
Su uyur düşman da, hırsız da uyumaz.
Dolayısıyla, hırsızın uyumadığı yerde devletin uyuması züldür.
Böylesi ve bu hacimli, korkunç ve çirkin bir vurgunun, siyasi ve bürokratik ayağının ve bağlantılarının olmaması akla zarardır.
Haliyle, ucu nereye varırsa varsın, kime dokunursa dokunsun, bu ayaklar bulunmadığı, bu bağlar çözülmediği sürece;
Bu vurgunda, dahli ve ihmali olan her kim varsa, behemehâl ve ivedilikle tespit edilmediği ve cezaları verilmediği sürece hükümetin üzerinde ki kara bulutlar dağılmayacaktır.
Unutmayalım ki;
Paranın dini, imanı, merhameti, ahlakı ve adaleti yoktur lâkin, dini, imanı, merhameti, ahlakı ve adaleti bozma gücü vardır.
Kirli eller ancak merhamet, ahlâk ve adalet pınarında yıkanırsa temizlenir.
