Bu sene “İnsan Hakları Nebevi Beyannamesi” adıyla Veda Hutbesini bir
anlamda şerh eden bir risale yazdım. Bu münasebetle TRT GAP’ta “İnanç
Dünyamız” adlı bir programa katılmıştım. Vakit elverdiği kadar Veda
Hutbesini anlattıktan sonra program sunucusu “en son söylemek
istediğiniz bir şey varsa bir cümleye ifade edebilirsiniz” deyince, ben de
“insan beden ve ruh olmak üzere iki farklı değerden oluşuyor, bedenimize
iyi çalışıyoruz da ,ruhumuza gereken ilgiyi göstermiyoruz, gelin şu
ruhumuza sahip çıkıp, terbiye edelim” demiştim.
Bu günkü konumuzu da maneviyat ve ruh terbiyesi açısından ele alacağız.
Özellikle Cami metaforu üzerinde mevzuyu ele alacağım çünkü;
“Cami; mimarisiyle, minaresiyle, minber ve mihrabıyla İslam dinini
canlı olarak temsil eder, o ruhu yaşatır.” Öyleyse sürekli eğitimin
odak merkezi olarak cami ile ilgili projeler geliştirmemiz lazımdır.
Bu haliyle 5 vakit Namaz ve Cuma hutbesine ev sahipliği yapan caminin
asılında yerine getirmesi gereken birçok görevi vardır.
Sulh ve selamet yeridir,
Sosyal yardımlaşma ve dayanışma yeridir,
Talim terbiyeye yeridir,
İyi vakit geçirmek için gölgesinde minnetsiz oturma yeridir,
Evsiz, barksız, sahipsiz insanları umududur.
Yer yüzünde Beytüllah’ın birer şubesi ve halk kültüründeki adıyla Allah’ın
evleridir….vs.
Bu münasebetle sıraladığım bu vazifeleri sühuletle icra etmesi için bir
proje talebim var. Bunu da Norveç devletinin bir uygulamasından
esinlenerek dillendireceğim.
2013 yılı Eylül ayı itibariyle 10 günlük bir Norveç gezisine katılmıştım. O süre
içinde Devlet nizamı açısından ülkemiz ile Norveç açısından 44 fark
bulmuştum, 3-5 tanesi hariç diğerleri onların daha iyiydi. Bunlardan biri de
bu günkü konumuzla ilgilidir.
Norveç devleti ibadethane derneklerine üye olan kimseler için üye başına
aylık 20 Euro destek veriyor, gittiğimiz caminin üye sayısı 2.500’dü bu da
aylık 50 Bin Euro ediyor.
Bu para ile caminin bir çok ihtiyacı temin edilebiliyor.
Caminin çayı da vardı, çorbası da vardı, konferans vb faaliyetler de
yapılabiliyordu.
Yıllar sonra Ankara’da uluslararası bir toplantıda Norveç büyük elçisine
sordum, “bu ibadethanelere ne amaçla bu katkıyı veriyorsunuz? Nasıl
hukuki bir dayanak buldunuz” dedi ki; “vatandaşımız ibadethaneye gidince
manen huzur buluyor, bu da başarısına başarı katıyor.
Hatta şunu da ekledi dedi ki; “Şu anda cami derneklerinin üye sayısı diğer
dinlere mensup derneklerin üye sayısını geçmiş durumda, ama yasa
ibadethane derneklerine üyeliği emrettiği için yapacak bir şey yok,
ödemeye devam ediyoruz.
Ben diyorum ki peki batı, batı diyerek birçok gereksiz konularda onlardan
sözde ilham alıyoruz da böyle hakkaniyete hizmet eden konularda neden
örnek almayalım?
Unutmayalım 153 ülke arasında yapılan İslami Hayat Endeksine göre
Norveç ilk 10'da yer alıyor, ülkemizin sıralamasını yazmak zoruma gidiyor,
bizahmet onu da siz bulun.
Yani Norveç vatandaşları çoğunluk Hristiyan ama devleti İslami değerlerle
barışık, bizim halkımız Müslüman ama kanunlarımız/uygulamalarımız
İslam ile araları açık. Bu da ayrı bir paradoks.
Bu hakikat karşısında bir an evvel ibadethane derneklerinin üyeleri için
aylık aidat olarak 100 lira ödenmelidir ve bu münasebetle cami bir nevi
hayatın merkezi haline getirilmelidir.
Camini kıraathanesi olmalı, çayı, çorbası da, tostu da olmalıdır. Ara sıra
sohbetleri, konferansları da olmalıdır, garip gurebanın minnetsiz
oturabildiği bir yer olmalıdır diye düşünüyorum.
Tabi İslam toplumunda ibadethane olarak camiler ilk akla gelendir, ama
kendince ibadethane olarak kabul ettikleri cem evleri de, kilise ve havra da
bu avantajdan yararlanabilir.
Bu konuda TBMM bir an evvel harekete geçip bunun yasasını çıkarmasını
bekliyorum. İnsanın ruhuna hizmet eden bu özel projeyi yazarken
“Ruhumun payını ver arkadaş” demek içimden geldi.
Bu talebime destek vermeniz dileğiyle.
Selam ve selametle kalın.
